<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697</id><updated>2011-10-11T16:09:52.385+03:00</updated><title type='text'>Deniz Endam</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>23</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-1249401779124993167</id><published>2011-10-11T16:08:00.001+03:00</published><updated>2011-10-11T16:09:52.430+03:00</updated><title type='text'>Yüzüncü Maymun</title><content type='html'>‘The Hundredth Monkey’, yani ‘Yüzüncü Maymun’ isimli kitapta Macaca Fuscata denilen bir maymun türü üzerinde yapılmış 30 yıllık bilimsel bir araştırma projesi anlatılır. Zihninizden geçen sorulara ışık tutabileceğini düşünerek bu araştırmanın öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya’daki Koshima adasında vahşi bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim adamları onları kumların üzerine bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyor, ancak kumlu ve kirli olarak yedikleri için durumlarından çok da hoşnut olmadıklarını belli ediyorlardı. Bir gün, İmo adlı sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlarından arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da İmo’nun yöntemini öğrendiler ve onlar da diğer maymunlara öğrettiler. Kısa bir süre içinde birbirlerini taklit eden bir sürü maymun patateslerini yıkayarak yer hale geldi ve bilim adamları yaşananları 1952-1958 yılları arasında kayda geçtiler. 1958 yılının sonbaharında Koshima adasında patatesleri yıkayarak yiyen maymunların sayısı “Kritik Kütle” diye adlandırılan sayıya ulaştı, artık hemen hemen tüm maymunlar patatesleri yıkıyorlardı. Bu olay bir tek Koshima adasında yaşansaydı, maymunlar arasında bir tür iletişim olduğu düşünülebilir ve araştırma bu şekilde sürebilirdi. Ancak, aynı anda çevre adalardaki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başladılar, hatta Japonya’nın anakarasındaki Takasakiyama’da bile... Onca maymun bilinen hiçbir şekilde iletişim kurmuş olamazdı ve bilim adamları ilk kez böyle bir olayı gözlemliyorlardı. Sonunda, bu adalar boyunca uzanan bir tür morfogenetik yapı ya da alanın varlığı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurduklarını ileri sürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maymunlar üzerinde yapılan bu araştırmadan sonra Avustralyalı ve İngiliz bilim adamları insanlar üzerinde de benzer araştırmalar yaptılar ve insanın “bilinmeyen” tarafına dair çok ilginç sonuçlar elde ettiler. Bugün, insanları birbirine bağlayan bir enerji ağı olduğu gerçeği konu ile ilgilenen kişiler tarafından kesin olarak kabul edilmektedir ve tek bir kişinin başlattığı bir değişimin, zaman içinde diğer kişilere de sirayet etmesiyle ulaşılan “Kritik Kütle” sayısının tüm insanlığı etkileyen bir kuantum sıçrayışı etkisi yaratabildiğine inanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin yıllar süren araştırmalar sonucunda ulaştığı bu gerçek pek çok kişinin “ilkel” diye nitelendirdiği kabilelerce asırlardan beri bilinmektedir oysa ki. Avustralya’da yaşayan Aborijinler kendilerinin “rüya zamanı” dedikleri kadim bir hayat ağı ile birbirlerine bağlı olduklarına inanırlar ve bu kolektif rüya, ya da daha doğrusu bilinç hali içinde kalplerinde merkezlenerek, bir Batılının asla anlayamayacağı biçimde iletişim kurabilirler. Aynı şekilde Yeni Zelanda’da Maori’ler yine zihnin ötesine geçip, varlıklarının kutsal noktasına girerek yaptıkları meditasyonlarda Amerika’da yaşayan Hopi’lerle iletişim kurabilirler. Hawaii’de Kahuna yerlileri besinlerini nereden bulabileceklerini Dünya Ana ile konuşarak öğrenirler. Tüm bu “ilkel” insanlar bizlerin unuttuğumuz ve şimdilerde debelenerek bulmaya çalıştığımız “Bir’lik” anlayışını kaybetmemiş insanlardır. Onlar; huzuru, barışı ve mutluluğu ilkin kendi içlerinde bulmaları gerektiğini, tüm bunları dışarıdan bekledikleri takdirde hayal kırıklıkları yaşayacaklarını bilirler ve bu değerli bilgi sayesinde “Bir” olmayı başarırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız dünya haksızlıklarla, adaletsizliklerle, sömürülerle dolu... Güçlü olanlar, zayıf olanları eziyor... Tüm bunların yol açtığı kargaşalar, savaşlar ve kaos arasında kendimizi bazen bir kavanozun içinde hapsolmuş gibi hissediyor, adeta boğuluyoruz. Ancak, kavanozun dışına kavanozun içindeki aletlerle ve yöntemlerle geçilemeyeceğini bir türlü anlayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı kurtarmak için önce kendimizi kurtarmamız gerektiğini anladığımız gün maymun İmo’nun başlattığı değişim gibi bir değişim başlayacaktır ve “Kritik Kütle”ye ulaşıldığında dünya da değişmiş olacaktır... Kim bilir, belki de bu değişim başlamıştır bile... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-1249401779124993167?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/1249401779124993167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2011/10/yuzuncu-maymun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1249401779124993167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1249401779124993167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2011/10/yuzuncu-maymun.html' title='Yüzüncü Maymun'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-1766991596380584644</id><published>2011-05-16T02:04:00.003+03:00</published><updated>2011-05-16T02:20:56.586+03:00</updated><title type='text'>siyasi ahlak</title><content type='html'>siyaset toplumun aynası derler. belki de bu bizim gibi toplumlarda çok daha belirgin. zira birçok taşın yerine oturduğu, demokrasisi yerleşmiş toplumlarda yönetenlerin kim olduğun çok önemi yoktur, belirleyici faktör değildir. oysa ki biz gibi daha geri kalmış ve daha duygusal hareket eden toplumlarda liderler önemli yer tutar. ve son 10 yıla baktığımızda ortaya çıkan lider profilimiz toplumun aynası olmanın da bir adım önüne geçmiş ve toplumdaki hal ve tavırları da belirler hale gelmiştir. &lt;br /&gt;rol model olmanın gerekleri vardır, ya da kanımca olmalıdır. zira siz rol modelseniz sizin çok kaygınız yoktur, ama sizi örnekleyenlerin gelişimini yönlendirirsiniz. nasıl bir ailede anne-baba çocuk için bir örnek teşkil ediyorsa, biz gibi emekleyen toplum için de siyasi liderler o misyonu yüklenmiştir.&lt;br /&gt;işte tam da bu yüzden gerilime sürükleyen, bağırmayı çağırmayı karakter edinmiş ve bundan gıdalanan bir profil, toplumun damarlarına kadar enjekte olmaktadır aslında. siz bununla hedeflerinize ilerlersiniz ama, arkanızda sürüklediğiniz kitlelerse ahlak düzeyi sorgulanmaya müsait hale gelmiş insanlar haline gelmiştir.&lt;br /&gt;şöyle etrafınıza bakın, günlük yaşamınıza; iş hayatınızdaki insanlardan tutun da, her gün gazetenizi aldığınız bakkal amca, her gün bindiğiniz dolmuşun şöförü, veya okuldaki arkadaşınız vs. etrafınızdaki her insanda ciddi bir saygı örselemesi oluşmuş, karşı tarafı dinlemeden kendi söylemek istediklerini bağırarak ifade eden insanlar halini almışız. bu bizi iyiye mi götürür, kötüye mi?&lt;br /&gt;ha son 10 yıldaki lider karakteri tuttuğunu koparan lider olmuş gibi bir yanılgıya düşmeyelim. çocukken oyun oynarken bağırarak etrafındakileri sindiren ve tüm oyuncakları başkasının elinden alan çocuk saygılı ve karakterli bir insan olma yolunda mıdır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-1766991596380584644?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/1766991596380584644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2011/05/siyasi-ahlak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1766991596380584644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1766991596380584644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2011/05/siyasi-ahlak.html' title='siyasi ahlak'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-2614447060699226080</id><published>2010-10-10T02:25:00.007+03:00</published><updated>2010-10-10T02:53:11.746+03:00</updated><title type='text'>bunun adı ne, sen koy....</title><content type='html'>neyi nasıl yaptığımızı farkeder miyiz hiç, çoğu zaman hayır. ya da hareketlerimizi düşünür müyüz hiç yapmadan önce, belki plan yaptığımız anlarda evet, ama çoğunda alışmışlıktan yaparız. öğreniriz hayatta çünkü çoğu şeyi. sabah kahvaltıda zeytini hangi lokmada aldığınızı hesapladınız mı hiç, ya da çayı hangi sırada içtiğinizi. çoğunun cevabı hayır bunların. her adımda öğreniriz ve bir yerden sonra beyin otomatik yapmaya başlar bazı şeyleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirsiniz; ünlü Rus Fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken zil çalar, ve bunu çok kez tekrarlayınca buna koşullanan köpekler, zil sesini işitir işitmez eti görmeden de ağızlarından salyalar akıtmaya başlar. Buna "şartlı refleks" denir. Sonraki günlerde sürekli zil çalar ve eti göstermezseniz de şartlı refleks söner, arada zili çalarsanız refleksi tekrar harekete geçirirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günümüz dünyasında da bu yöntem fazlasıyla kullanılır aslında, belki de en etkin yönetim biçimlerinden biridir bu. farkındalık oluşturmadan bize sessiz sedasız öğretilen şeyleri o kadar çok rahat uygularız ki hayatımızın her anında. düşünün hergün bu tarz uygulamalar bize empoze edilir ve biz bunu çok doğal bir uygulama farzederiz. eskiden varlığını bile bilmediğimiz bir çok davranış biçimi bugün hayatımızın sıradanı haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son zamanlarda adalar'da çok radikal değişimler var aslında. 2009 mart'ından beri bu süreç hızlandı. bunlardan sonuncusu da o çok sevdiğimiz ada vapurları... şarkılardaki ada vapuru tarih olmak üzere, az kaldı. bostancı'dan adalara vapur yok artık, takalarla gidebiliyorsunuz adalara, güzelim tarihi iskelenin yerini de şimdilerde derme çatma tenteli motor iskeleleri almaya başladı. sessiz sedasız oluyor bu değişim, adı yok, tanımı yok, yurdum insanına da bu konuyla ilgili yapılan hiçbir açıklama yok ve bizler de bunları olağan karşılayıp devam etmeliyiz, Pavlov'un deneklerinden farkımız yok kimileri için sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülkemizde o kadar çok şey farkında olmadan yer değiştiriyor ve hayatımıza girip çıkıyor ki, biz birçoğunu bir yerden sonra doğal saymaya başlıyoruz maalesef. bunun adını ben koyamadım, koyanlar bana söylesin lütfen...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-2614447060699226080?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/2614447060699226080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/10/bunun-ad-ne-sen-koy.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2614447060699226080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2614447060699226080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/10/bunun-ad-ne-sen-koy.html' title='bunun adı ne, sen koy....'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-3888597713669324737</id><published>2010-09-30T01:23:00.005+03:00</published><updated>2010-09-30T01:51:07.478+03:00</updated><title type='text'>biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar...</title><content type='html'>çok geçti tophane olayının üzerinden, anca fırsat buldum ama, sıcağı sıcağına yazmaktansa, soğuyunca yazmak daha iyi oldu kanımca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar çok şey yazıldı, çizildi ki bu olayın üzerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şiddete maruz kalanlar : organize bir saldırıydı&lt;br /&gt;saldıranlar : canımıza tak etti, hak ettiler&lt;br /&gt;yetkililer : büyütülecek bir olay değil, dışarıya taşmışlar, trafiği engellemişler, ondan dolayı çıkan tartışmalardır bunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsi birbirinden ayrışmış bambaşka yorumlar. aslında nerdeyse her olay için artık bu ülkede o kadar farklı yorumlar yapılıyor ki, dışarıdan bakanın neyi algılayacağı kocaman bir soru işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada iki nokta benim dikkatimi çekiyor, ilki çok doğal olan (ama normalleştirmekten kesinlikle geri durduğum) bi süreç. toplumda uçurum artıyor ve arttıkça insanların birbirlerine temel bakışı gıptadan başlayıp nefrete doğru yol alıyor. kaygılar öncelikli olarak ekonomik sınıf kavramında yoğunlaşıyor. diğerleri aslında bu işin esasını oluşturmuyor kesinlikle. yani işin rengi ne dini inançlarda, ne de içki içme, gürültü çıkarma konusunda. "biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar." mahalleli bu ekonomik ezikliğini onlara nefret duyarak ortadan kaldırmaya çalışıyor ve yöntem de maalesef yaşadığımız olay gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer unsur ise yetkililerin ve kolluk kuvvetlerinin pozisyonu ve takınacakları tavır. bugüne kadarki yöntem artık kabak tadı vermeye başladı. zira "olay münferitti", "toplumda ayrışma yok, mahalle baskısı hiç yok" gibi söylemler artık hiç kimsenin karnın doyurmuyor ve de bu olayları önlemek bi tarafa gerçekleşme sıklığını bile artırmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçeği görmezden gelip çözüm bulmak zor iş. bunun yerine birincil olarak bu ayrışmayı görmek ve buna göre tavır takınmak lazım. tabii ki en temel çözüm ekonomik sınıf ayrılıklarını en aza indirmek, ve ayrışmanın oluşmasını engelleyecek yapısal ve kentsel çözümleri (doğru şehir planlama ve kentsel dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesi) bir an evvel oluşumuna zemin hazırlamak. bu yapılamıyorsa bu ayrışmanın varlığından kabulle işe başlayıp bu gibi vukuatlarda taraf olmadan bir duruş sergilemek ve kolluk kuvveti müdahalelerini zamanında almak. devlet bu ülkede çete, mafya ilişkilerini bile son yıllarda oldukça düşük seviyeye indirmeyi başardıysa, tophane olayı gibi olaylarda da düzgün ve tarafsız bir duruş sergileyerek olayların tansiyonunu aşağı çekecektir diye düşünüyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-3888597713669324737?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/3888597713669324737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/09/biri-yer-biri-bakar-kyamet-bundan-kopar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3888597713669324737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3888597713669324737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/09/biri-yer-biri-bakar-kyamet-bundan-kopar.html' title='biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-812876847634852577</id><published>2010-08-21T00:05:00.002+03:00</published><updated>2010-08-21T00:06:58.101+03:00</updated><title type='text'>Hintli ressam ve öğrencisi</title><content type='html'>Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…&lt;br /&gt;Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş… Ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş…&lt;br /&gt;Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş…&lt;br /&gt;Ranga Guru ise;&lt;br /&gt;- Sen artık ressam sayılırsın Raciçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış… Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor… Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.&lt;br /&gt;Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru… Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.&lt;br /&gt;Raciçi denileni yapmış…&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış… Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..&lt;br /&gt;Ranga Guru ise;&lt;br /&gt;Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğini gördün…&lt;br /&gt;Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı…&lt;br /&gt;Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin… yapıcı olmak eğitim gerektirir… Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi…&lt;br /&gt;Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın… Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur…&lt;br /&gt;Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-812876847634852577?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/812876847634852577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/08/hintli-ressam-ve-ogrencisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/812876847634852577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/812876847634852577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/08/hintli-ressam-ve-ogrencisi.html' title='Hintli ressam ve öğrencisi'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-3826362064269609832</id><published>2010-07-26T16:51:00.001+03:00</published><updated>2010-07-26T16:52:09.783+03:00</updated><title type='text'>her an anlamı olabilen müthiş bir şiir, şiirden öte yaşam tarzı...</title><content type='html'>EĞER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm çevrendekiler kendinden geçip de &lt;br /&gt;Seni suçladıkları anda soğukkanlı kalabilirsen &lt;br /&gt;Herkes senden şüphelendiği halde &lt;br /&gt;Onların kuşkularını hoş görebilirsen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan eğer &lt;br /&gt;Haksız şuçlamaya uğrar dakarşılık vermezsen &lt;br /&gt;Garez beslemediğin halde, gareze tahammül eder &lt;br /&gt;Akıllıca konuşmaz fazla uysal görünmezsen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünebildiğin halde &lt;br /&gt;Kölesi olmazsan düşüncelerinin &lt;br /&gt;Hayal kurma gücün olduğu halde &lt;br /&gt;Tutsağı olmazsan hayallerinin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer felaket ve saadetle yüzyüze gelirde &lt;br /&gt;Bu iki sahtekârı aynı şekilde karşılayabilirsen &lt;br /&gt;Tüm ömrünü adadığın şeylerin yılkıldığını görürde &lt;br /&gt;Kırık dökük araçlarla yeniden yapabilirsen &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbini sinirlerini ve tüm vucudunu; &lt;br /&gt;İş işten geçsede gayen için diriltebilirsen &lt;br /&gt;Ve 'dayan' diyen iradenden başka bir gücün &lt;br /&gt;Kalmadığı halde dayanabilirsen... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dostların ne de düşmanların sözleri incitmezse seni &lt;br /&gt;Gereğinden çok bağlanmadan saygı duyarsan herkese &lt;br /&gt;Eğer her dakikanın doldurabilirsen altmış saniyesini &lt;br /&gt;O zaman dünya da senindir, içindeki her şey de &lt;br /&gt;Hatta daha çoğunu da ellerinde bulursun &lt;br /&gt;Asıl önemlisi oğlum o zaman gerçek ADAM olursun...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rudyard Kipling&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-3826362064269609832?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/3826362064269609832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/her-anlam-olabilen-muthis-bir-siir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3826362064269609832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3826362064269609832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/her-anlam-olabilen-muthis-bir-siir.html' title='her an anlamı olabilen müthiş bir şiir, şiirden öte yaşam tarzı...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-2543491389077237700</id><published>2010-07-21T22:09:00.014+03:00</published><updated>2010-07-21T23:22:48.696+03:00</updated><title type='text'>referandum sürecinin düşündürdüğü...</title><content type='html'>İyi taraftan başlamak lazım, bugün artık birtakım şeyleri tartışabilir olduk. Bir devir kapandı bu kesin, ama kapanan 12 eylül devri değil, 12 eylül üzerine konuşma devri, bu da bir umut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kimse bu süreçte 12 eylül anayasasını oyladığımızı savunmasın, hele bu savunmayı yaparken birileri çıkıp ülkücünün mektubunu okuyup, solcunun idamından söz açıp ağlıyorsa buna duygu yoğunluğu değil, acılardan nemalanmak denir düpedüz. O acıları yaşamış sağcısı solcusu tüm ailelerin içi yıllarca yanmışsa, o kişilerin bir kısmı memleketlerine hasret yıllarını başka ülkelerde geçirmişse, bu iş bu kadar da ucuz piyes haline getirilmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 eylül anayasası, 12 eylül'ün aynasıdır sadece, esas mesele o zihniyeti ortadan kaldırmak. bunun için yapılacaklar heralde 26 maddeyi değiştirmekle olmasa gerek, hele hele hala 12 eylül ürünü YÖK'ü devam ettiriyorsan, dokunulmazlıklara ve seçim barajına elini sürmüyorsan, sen de 12 eylül'ün kaymak tarafını yemeye devam ediyorsun demektir. Parlamento çoğunluğun varsa, parlamento ile çözemediğini referandumda çözecek kadar gücün varsa, ki var, anayasayı toptan değiştirirsin, o zaman billboardlardaki anayasa resmini koyup değiştiriyoruz sloganının altını doldurur ve %80-90 destekle değişikliği yaparsın. E bunu yapmayıp kürsüde ağlayıp sızlayınca, gerçeğin üstünü örtüp, mağdur rolü ile tribüne oynuyorsun demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen "evet" demek lazım aslında, çünkü 12 eylül'ün postuna attığın bir delik bile, domuzdan kıl koparsan kardır hesabı iyidir. Ancak maddelerin içeriğine baktığında hele ki son sürecte propaganda şekline baktığında, amacın 12 eylül zihniyetini ortadan kaldırmak değil, aksine 12 eylül zihniyetini kendi devamına yontmaktır. Bu da söyleminin inandırıcılığını kaybettiriyor fazlasıyla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-2543491389077237700?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/2543491389077237700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/referandum-surecinin-dusundurdugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2543491389077237700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2543491389077237700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/referandum-surecinin-dusundurdugu.html' title='referandum sürecinin düşündürdüğü...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-5510464984689972195</id><published>2010-07-21T11:11:00.005+03:00</published><updated>2010-07-21T11:25:12.617+03:00</updated><title type='text'>Karavan; özgürlüğün adımı...</title><content type='html'>Karavana bindiği an insan "evet, sanırım doğru bir şey yapıyorum" diyor kendi kendine. Eğer ki hem tatil yapmak size keyif veriyor, hem bir yerleri keşfetmekten hoşlanıyor, hem de araba kullanmayı seviyorsanız karavan sizin için doğru seçim demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir karavanı özel kılan; kaplumbağa hissidir bence. Dışarıdan bakınca nasıl garipseriz di mi kaplumbağaların yaşamını, ne kadar hantal, ne kadar gamsız diye. Çok ağır hareket eder ve hiçbir şeyi umursamaz çünkü kaplumbağa. Oysa ki biz hep koşturur, hep birşeylere yetişmek için çabalarız, tatili bile böyle yaparız aslında. Özünde kaplumbağayı sevmeyen var mıdır, kendimizce küçümseriz ve arabayla giderken yolda gördüğümüzde "kaplumbağaya bak, bi yolun karşısına geçemedi hala" deriz, hatta hikayelerde, fıkralarda bile hep dalga geçeriz, ama severiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın kuralı, fiziğin temeli budur çünkü "minimum enerji, maksimum düzensizlik", her madde bu kurala uygun hareket eder doğada. Biz de evrende birer maddeyiz esasen ve bu kural bizim için de geçerli. Deli gibi çalışıyor, para için uğraşıyoruz, hedef hep daha rahat yaşam. Al sana kaplumbağa çözümlemesi işte; hepimizin derdi o gamsızlığa ulaşabilmek aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte karavan da böyle bir şey; evin sırtında, ağır ve hantalsın. Canın ne istiyorsa onu yapıyorsun. Özgürlük sende, hayat keyfi sende. Alabildiğine uzanabilirsin yollara, ya da bir gölün, nehrin kenarında günlerini geçirebilirsin. Kimi zaman bir ağacın altı senin sıcak yuvan, kimi zaman bir dağın tepesi. Bu ruhu yakalamak da bizlerin elinde, zincirlerimizi kıralım yeter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-5510464984689972195?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/5510464984689972195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/karavan-ozgurlugun-adm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5510464984689972195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5510464984689972195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/karavan-ozgurlugun-adm.html' title='Karavan; özgürlüğün adımı...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-4065409732948170716</id><published>2010-07-19T00:17:00.001+03:00</published><updated>2010-07-19T00:19:29.248+03:00</updated><title type='text'>mutluluğun yalın ve en masum hali...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TENvtmq8peI/AAAAAAAAADA/TlPkrDAZVX4/s1600/cocukolmak-14.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TENvtmq8peI/AAAAAAAAADA/TlPkrDAZVX4/s320/cocukolmak-14.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495358799587616226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-4065409732948170716?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/4065409732948170716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/mutlulugun-yaln-ve-en-masum-hali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4065409732948170716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4065409732948170716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/mutlulugun-yaln-ve-en-masum-hali.html' title='mutluluğun yalın ve en masum hali...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TENvtmq8peI/AAAAAAAAADA/TlPkrDAZVX4/s72-c/cocukolmak-14.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-1898904958279731402</id><published>2010-07-18T20:54:00.002+03:00</published><updated>2010-07-18T20:56:51.209+03:00</updated><title type='text'>tutsak</title><content type='html'>Denizde vardı oltam bir balık tuttum zannettim &lt;br /&gt;Baktım hepsi rüyaymış mekanım yanmış bir orman &lt;br /&gt;Ve tek seçimse çaresizlik ona inanma &lt;br /&gt;Göz gördüğünden korkmaz &lt;br /&gt;Eski bensem bir çiçek olsam da solmam &lt;br /&gt;Anlatsın bilen kimse &lt;br /&gt;Hep çeken bilir demişler çekense susmuş &lt;br /&gt;Hep konuşmuş çekmeyen kim varsa &lt;br /&gt;Anlatsın derdi çeken hüzün kaplı yüzlerinde &lt;br /&gt;Karışmakta dertler &lt;br /&gt;Ellerinde kürekle kazma &lt;br /&gt;Ve der ki şeytan yazma &lt;br /&gt;Ben olsam neyle anlatırım neyle anlarım &lt;br /&gt;Ben anlatmazsam hangi sazla mürekkebim elimde kağıdım aynam &lt;br /&gt;Gönlü saydam olan anlar ancak &lt;br /&gt;İşte sayfam hergün intihar peşinde ve umutlar peşinde &lt;br /&gt;Bu dünya kapkaranlık ışık başka yerde herkes peşinde &lt;br /&gt;Herkes sandığı kadar iyi olsaydı keşke &lt;br /&gt;En azından ay beklerdi üstümde yalnız gecede &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimsenin kalbi&amp;şansı yok &lt;br /&gt;Bu benim kendi alın yazım seveceğim başka yolu yok &lt;br /&gt;Seveceksin başka yolu yok &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naklen mutluluk istiyoruz (hahaha) di mi &lt;br /&gt;Naklen huzur istiyoruz &lt;br /&gt;Naklen sevgi istiyoruz &lt;br /&gt;Naklen... &lt;br /&gt;Niye varız... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey gökyüzü...Aydınlık mısın benim kadar ve karanlık &lt;br /&gt;Hasret yakarmış, kavuşmak varmış &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşten sıcak, sudan çıplak &lt;br /&gt;Sanırım hiçbirşey yok aramızda aşktan başka... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay hayat, ey hayat..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka seveceksin başka şekilde başka biçimde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşten sıcak sudan çıplak... &lt;br /&gt;Martıların kanadı gibi... &lt;br /&gt;Tutsak..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye varız... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşktan başka...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mercan Dede'den...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-1898904958279731402?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/1898904958279731402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/tutsak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1898904958279731402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/1898904958279731402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/07/tutsak.html' title='tutsak'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-4158814250053890599</id><published>2010-06-08T22:16:00.001+03:00</published><updated>2010-06-08T22:19:34.223+03:00</updated><title type='text'>özdemir asaf'tan</title><content type='html'>akıl gözü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni bulmaktan önce aramak isterim.&lt;br /&gt;seni sevmekten önce anlamak isterim.&lt;br /&gt;seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,&lt;br /&gt;sana hep hep yeniden başlamak isterim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-4158814250053890599?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/4158814250053890599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/06/ozdemir-asaftan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4158814250053890599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4158814250053890599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/06/ozdemir-asaftan.html' title='özdemir asaf&apos;tan'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-5458609853248069535</id><published>2010-06-08T21:54:00.002+03:00</published><updated>2010-06-08T22:03:10.764+03:00</updated><title type='text'>six feet under'dan bir sahne...</title><content type='html'>George : Seni seviyorum Ruth, seni çok özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruth : Ben de seni seviyorum George. Ama şöyle düşünüyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;George : Seni dinliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruth : Eğer gerçekten kocam olacaksan, ben de karın olacaksam, bazı koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;George : Tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruth : Başlıcası bir koca gibi davranman gerekiyor; benim için bu bir şeyleri paylaşmak demek. Sana her soru sorduğumda kendimi kötü hissetmek istemiyorum. Ve sağlıklı, devamlı bir aile akışı istiyorum. Arkadaşlara, çocuklara yer açmak gibi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;George : Ne demek istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruth : Sinirlenme. Ve benden hoşlandığını hissetmeye ihtiyacım var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;George : Sen en sevdiğim kişisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruth : Ama ben kendimi en sevdiğin kişiyim gibi hissetmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-5458609853248069535?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/5458609853248069535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/06/six-feet-underdan-bir-sahne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5458609853248069535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5458609853248069535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/06/six-feet-underdan-bir-sahne.html' title='six feet under&apos;dan bir sahne...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-7705056291517668602</id><published>2010-01-04T17:33:00.005+02:00</published><updated>2010-06-08T21:54:26.078+03:00</updated><title type='text'>brezilya (sao paolo-curitiba-foz de iguazu)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TA6P_EctDCI/AAAAAAAAACs/FRPIq4YDv58/s1600/Brezilya+-+Iguazu+%C5%9Eelalesi.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 95px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TA6P_EctDCI/AAAAAAAAACs/FRPIq4YDv58/s320/Brezilya+-+Iguazu+%C5%9Eelalesi.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480476110245137442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet guney amerika'ya geldik ve ben nihayet blog yazabilecek firsati buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk olarak soyleyebileceğim şey, dunya gozuyle buralara gelme gerekliligi. dunya buradan başka gözüküyor çünkü, bi de gezebileceğin kadar gezeceksin ki farkli cografyalari, farkli kimlikleri taniyabilesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sao Paolo :&lt;br /&gt;seyahatimizin ilk duragi brezilya'da sao paulo oldu, burasi bir sanayi sehri ve gorecek enteresan bir yer yok, sadece bolivaya gectigimiz gun havaalaninin bulundugu bolgeyi biraz dolastik, istanbul dönüşümüz de yine buradan olduğundan 1 gün de dönüşte sao paolo'yu gezme fırsatı bulduk; şehir oldukça kalabalık ve ürkütücü, nufusu da nerdeyse 20 milyon civari, ayni zamanda sanayi sehri olmasi dolayisiyla yoksulluk cok fazla ve o yuzden gasp olayi yuksekmis. tüm bunlardan dolayı şehir cok da cekici gelmedi zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Curitiba :&lt;br /&gt;sao polo'dan otobüs ile 6 saatlik yolculukla curiba sehrine gittik. curitiba kendi halinde yesili ve parklari bol, duzenli bir sehir. buraya gelmemizin amaci brezilyali bir arkadasimizın ailesiyle christmas gecirecek olmamiz. buraya gelmemizin akabinde arkadasimizın evine yerlestik, bize cok sirin bir oda hazirlamislar ve cok cok sicak karsiladilar. Iguazu dönüşü Christmas'ı da burada Brezilyalı geniş (!) aile yapısıyla geçirmek onların kültürünü yaşamak da oldukça keyifli geldi bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Foz de iguazu :&lt;br /&gt;christmas'a daha 3 gün olduğundan o arada dünyanın 3 önemli şelalesinden biri olan iguazu şelalesinin olduğu şehre gitmeye karar verdik. iguazu şelalesi brezilya, arjantin ve paraguay üçgeninde. brezilya ve arjantin buradan turistik olarak faydalanırken, paraguay hidroelektrik santral sayesinde ülkenin elektrik ihtiyacını bu şelalenin inanılmaz enerjisinden sağlıyor. ve söylenildiğine göre dünyadaki en büyük 3 şelaleden biri. etkileyici tarafı hem 3 ülkenin ortasında, hem de enteresan bir şekilde oldukça uzun bir şeritte akıyor olması. tam tabir ile sanki yeryüzünün bir yerinde yarık oluşmuş ve üstünden akan nehir yerin içine doğru akıyor. gerçekten çok keyifli bir manzara ile karşılaşıyor insan burada.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-7705056291517668602?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/7705056291517668602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/01/guney-amerika-part-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7705056291517668602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7705056291517668602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2010/01/guney-amerika-part-1.html' title='brezilya (sao paolo-curitiba-foz de iguazu)'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wH80fthIXaU/TA6P_EctDCI/AAAAAAAAACs/FRPIq4YDv58/s72-c/Brezilya+-+Iguazu+%C5%9Eelalesi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-5941941768694214774</id><published>2009-11-07T14:38:00.001+02:00</published><updated>2009-11-07T14:39:10.048+02:00</updated><title type='text'>Nevizade Geceleri</title><content type='html'>Giden her sevgilinin ardından&lt;br /&gt;Hep biz olduk el sallayan&lt;br /&gt;Haykırsak duyarlar mı sesimizi&lt;br /&gt;Hangi sevdadan galip çıktık ki&lt;br /&gt;Yürüyoruz sessiz ve kederli&lt;br /&gt;Nevizade geceleri&lt;br /&gt;İnletiyoruz hep cıkışında&lt;br /&gt;İstiklal caddesini&lt;br /&gt;Boşuna çekilmedi bunca çile&lt;br /&gt;İçiyoruz gündüz gece&lt;br /&gt;Haykırdık ama duymadı hiç kimse &lt;br /&gt;Peşindeyiz heryerde&lt;br /&gt;Zaten aşklar hep yalan dolan&lt;br /&gt;Sonu hep acı hüsran&lt;br /&gt;Bize her sevdadan geriye kalan&lt;br /&gt;Sadece Galatasaray&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-5941941768694214774?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/5941941768694214774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/11/nevizade-geceleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5941941768694214774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/5941941768694214774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/11/nevizade-geceleri.html' title='Nevizade Geceleri'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-784123043669215503</id><published>2009-11-01T18:55:00.006+02:00</published><updated>2009-11-01T19:02:25.204+02:00</updated><title type='text'>Yıldıray Oğur'un 01.11.2009 tarihli yazısından</title><content type='html'>Bu yazıyı çok anlamlı bulduğumdan buraya koydum, günümüzün popülist yaklaşımını çok farklı açıdan değerlendirmiş, kalemine sağlık Yıldıray Oğur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Taraf, Cumhuriyet’in ilan edilişini niye ve nasıl atladı."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Hep biz diğer gazeteleri atlatacak değiliz ya. Bu kez de onlar topluca bizi atlatmış. Cumhuriyet ilan edilmiş Taraf’ta bir satır yok. Tıpkı geçen yıl Atatürk Samsun’a çıktığında, Meclis açıldığında, Büyük Taarruz ile Yunanlılar Anadolu’dan denize döküldüğünde olduğu gibi. Yine haber merkezimiz uyumuş, editörlerimiz yine gafil avlanmış yazıişlerimiz de çok yakın zamanda sütten ağzı yandığı için tarihî vesikalardan tam emin olamayınca haberi birinci sayfaya koymamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti-taraf makinesi çalışmaya başladı tabi: Taraf 29 Ekim’i birinci sayfasından kutlamadı. Sürmanşetine bir Atatürk resmi koyup, izindeyiz, Cumhuriyet mucizesi diye yarım sayfasını ayırmadı. Geçen yıl da kutlamamıştı zaten. 30 Ağustos kutlamalarıyla alay etmişti. 23 Nisan, 19 Mayıs’ta da hiç yokmuş gibi davranmıştı. Zaten Kurban Bayramı’nda kınalı koçu, Ramazan Bayramı’nda şeker kutusunu çıkarmadı sürmanşetine... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, niye böyle yapıyoruz? Herkesin en güzel kıyafetlerini giyip, büyüklerin elini öpmeye gittiği bu mutlu 29 Ekim’i niye atladık? Nihilist olduğumuz için mi? Yerleşik her şeye karşı nefretle dolu olduğumuz için mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;86. kuruluş yıldönümünde Cumhuriyet dün kurulmuş gibi davranmamamızın basit bir nedeni var. Cumhuriyet’in 86. yılı diye uyduruk söz oyunlarına, hamasi laflara ve sloganlara birinci sayfamızın yarısını ayırmamamızın herkesin anlayabileceği bir gerekçesi var: Biz günlük bir gazeteyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı 4 Temmuz Bağımsızlık Bayramı’nda yarım sayfa George Washington resmiyle çıkmayan The New York Times gibi, 14 temmuzda “Robespierre, Danton’a Saygılarımızla” diye bir sürmanşet atmayan Le Monde gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi 75. yıl olsa, 100. yıl olsa, özel bir tören yapılsa, olan bitenin bir haber değeri olsa neyse... 86. yılında ne oluyoruz? 86 yıl geçmiş üstünden nedir bu halka Cumhuriyet coşkusunu yaşatma telaşesi. 86 yıldır olmamış şey son dakika, çalakalem yazılmış iki cümle hamasi lafla mı olacak? Gazetelerin işi mi bu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki gün Ahmet Altan “Bir cumhuriyetin seksen altıncı yılının gazetelerde yarım sayfa kutlanmasına diktatörlüklerde rastlanır sadece. Dünyanın ciddi gazetelerinden herhangi birinde böyle bir kutlama ayinine rastladın mı” diye sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu zor bir soru. Bayramlarda gazetelerini al kanlara boyayan genel yayın yönetmenleri ne diyecek diye beklerken “Siz 4 Temmuz’u kutlayın” başlıklı Fatih Altaylı yazısı geldi. Şöyle demiş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ahmet Altan, herkesi kara cahil ve dünyayı bilen bir kendi var zannediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hiçbir şey bilmediğini ya da bile bile yalan söylediğini herkesin göreceğini fark etmiyor. Sizce Ahmet Altan, Amerika’nın Cumhuriyet Bayramı sayılacak 4 Temmuz’un ABD’de ne büyük coşkuyla kutlandığını, 4 Temmuz’da Amerika’da ne etkinlikler yapıldığını bilmiyor olabilir mi? Bilmiyorsa Yasemin Çongar’a sorsun. Amerikalılar “anlat” derse Yasemin Çongar ona anlatır. Ya Fransa’daki kutlamalar. 14 Temmuz’un Fransızlar için ne ifade ettiğini, nasıl kutlandığını da bilmiyor mu? Ya biliyor yalan söylüyor... Ya bilmiyor. Her durumda da halkı kandırıyor. Her durumda yazması sakıncalı.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen böyle. Fatih Altaylı ‘ya dünyanın hiçbir ciddi ve demokratik ülkesinde gazetelerde böyle şeylerin yer almayacağını biliyor ve yalan söylüyor... Ya da bilmiyor. Her durumda da halkı kandırıyor’. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de Ahmet Altan’ın yazısını centilmenliğe aykırı biçimde çarpıtarak, sanki Ahmet Altan Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına karşı bir şey yazmış gibi göstererek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bence her durumda da yazması sakıncalı değil, tam tersine eğlenceli. Sırrı Sakık’a DTP Milano Milletvekili diyecek kadar da zeki birinden bahsediyoruz. Dünkü Habertürk’te Balçiçek Pamir ise Fransa’da 14 Temmuz, ABD’de 4 Temmuz bayramları da gazetelerde böyle duyurulur diyecek kadar iddialı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yavaş yavaş pazar mahcubiyetine geçebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıları okuyunca şüphelenip hemen dış bağlantılarımızla temasa geçtim (Yasemin Çongar’ın bağlantılarıyla değil kendiminkileriyle). Tabii internet üzerinden. Koskoca adamlar ve kadınlar uyduruyor olamazlardı. Belki de 14 temmuzda Le Monde “İzindeyiz yüce Danton”, 4 temmuzda da The New York Times “Washington yolumuzu aydınlatıyor” diye bir başlıkla çıkmış ve biz atlamışızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce milli bayram kutlaması meselelerinde, cumhuriyet hamasetinde bize çok benzeyen Fransa’ya bakalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Temmuz 2009. Dünyayı sarsan Fransız Devrimi’nin, Fransa’nın en büyük milli bayramının 220. yıldönümü. Le Monde’un birinci sayfası. Görünürlerde devrimden, milli coşkudan işaret yok. Sanki Taraf. Manşet: Şayet Avrupa’yı Sahra Güneşi Isıtacak Olursa. Güneş, ısıtmak. Devrimci sıcaklığından mı bahsediyor acaba? Yok, Afrika çöllerinden elektrik üretmekle ilgili bir habermiş. Yanda Obama, aşağıda kanser. Jeanne-d’Arc var. O da jilete giden bir savaş gemisinin adı olarak birici sayfaya girmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani 14 temmuzun Le Monde’u aynı 29 ekimin Taraf’ı. Tek bir satır yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki Le Monde satılmış, dış güçlerin esiri olmuş, cumhuriyet karşıtı Katolik bir cemaatten para almaya başlamış, devrimi yıpratmaya çalışıyordur diyerek Le Figaro’ya, Le Parisien’e bakıyoruz. O da ne. Koskoca bir askerî geçit töreni resmi var. “İşte Fransa’nın Habertürk’ü” derken, o askerlerin kafasındaki türban dikkatimizi çekiyor. Evet, Bayram manşet olmuş ama Hint Başbakanı’nın bayram için Paris’e gelmiş olması nedeniyle resmigeçitte Hint ordusunun en önünde yürüyeceği haberiyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bu yıl bir sorun olmuştur. Gazeteler koskoca devrimin yıldönümünü atlamıştır diyerek geçen yıl 14 temmuzdaki gazete manşetlerine bakıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Le Figaro “Amerika Resesyondan Çıkıyor”; Le Monde “Mali Spekülasyon: Bankalar Nasıl Denetlenecek?”; Libération “Chirac (Eski) İşlere Dönüyor”... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa’da cumhuriyet tehlikede. Danton, Robespierre unutulmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım Amerika’da gazeteler Habertürk’teki refiklerimizin dediği gibi 4 Temmuzlarda milli bir coşkuyla, Washington resimleriyle, Kurucu Babalara saygılar manşetleriyle mi çıkıyorlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Temmuz 2009 tarihli The New York Times. Manşet: Irak savaşı bitti. Taraf’ın 29 ekimde Kürt savaşı bitti manşeti gibi bir şey. Alta da bayram seyran demeden bir Guantanamo haberi koymuşlar. Sağda solda ne Kurucu Babalar, ne Washington, ne Bağımsızlık Günü için bir kelam var. 4 Temmuz 2009’un The New York Times’ı da 29 Ekim 2009’un Taraf’ına benziyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramaya devam ediyorum. Yok, bütün gazeteler mütareke basını kıvamına gelmiş. Milli hassasiyetler unutulmuş. Herkes dünya dertlerine dalmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla mahcup etmemek için aradım, taradım ve sonunda buldum. İşte Fatih Altaylı’nın bütün dünyada böyle dediği “dünyadan” bir bayram gazetesi. China Daily. Çin Komünist Partisi’nin gayrıresmî yayın organı. 1 Ekim 2009. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 60. yıldönümü. Evet, Komünist Partisi’nin yarı resmî yayın organının milli bayram coşkusu bizim gazetelere benziyor. Ama metinlerde hamaset yok, tek bir slogan yok, Mao resmi yok. Bizimkilere göre daha mahcup. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki herkesin kendine göre bir ‘bütün dünya’sı varmış. İşte size iki tane birbirinden farklı dünya. Siz hangi dünyadansınız? Sizin gazeteniz hangi dünyada çıkıyor?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** Taraf Gazetesi 01.11.2009 tarihli Yıldıray Oğur'un yazısıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-784123043669215503?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/784123043669215503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/11/yldray-ogur-01112009-tarihli-yazsndan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/784123043669215503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/784123043669215503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/11/yldray-ogur-01112009-tarihli-yazsndan.html' title='Yıldıray Oğur&apos;un 01.11.2009 tarihli yazısından'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-4954898977381277722</id><published>2009-10-20T18:31:00.007+03:00</published><updated>2009-10-20T18:57:20.670+03:00</updated><title type='text'>Arda Turan ve diğerleri.</title><content type='html'>"Milliyetçi" Arda Turan'ın demek istedikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim çağı enteresan bir çağ oldu vesselam. Geçmiş dönemlerde söylenilemeyenler, ya da söylense bile belli usturupla iletilir, cümlelerin nereye varacağı beş kere tartılırdı, ağzımızdan çıkmadan evvel. Ama günümüzde iş değişti; iletişimin rahatlığı belli ki insanlara da artık istediğini istediği yerde belli tartıya koymadan dile getirebilmeyi sağladı. Özgürlük herşeyi söylemek midir, diye tartışabiliriz ama benim vurgulamak istediğim işin özgürlük kısmından ziyade, iletişim araçlarının ulaşabileceği noktaları insanların tasavvur edip ona göre konuşmaları. Hele bu kişi belki de farkında olmadan kitleleri yönlendirebiliyor ve onlara rol model oluyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dedi Arda Turan?&lt;br /&gt;1. Avrupa'da böyle top oynasak alkışlanırdık, ama burada eleştiriliyoruz, biz aslında başarılıyız.&lt;br /&gt;2. Ben milliyetçi bir insanım, o yüzden Türk teknik direktör istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk kısma gelirsek eğer; Türkiye Futbol Federasyonu UEFA'da mücadele ediyor ve Dünya Kupası finalleri için Avrupa Kıta elemelerinde oynuyor. En iyi futbolcumuz olarak lanse edilen ve Galatasaray Futbol Takımı'nın kaptanının böyle bir yanlışlık yapmaması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci kısım, ki esas meselemiz; Arda Turan'ın Türk Milliyetçiliği. Milliyetçiliği milli takımın başına yerli hoca istemek olarak algılamak nasıl bir psikolojidir. Ama Arda Turan bunu böyle algılıyor ve bunu basın mensuplarının önünde üzerine basarak vurgulamayı tercih ediyor. Böylelikle kendince mesaj veriyor, ve toplum önünde kendini bir adım yukarıya çıkarıyor, çünkü toplum milliyetçileri sever ve onları kahraman ilan eder. Bu tür bir yanlış algı içerisinde bunu gururla yapıyor, söylediklerinin nereye gideceğini bilmeden. Avrupa Liginde mücadele eden formasını giydiği GS takımınıysa anti milliyetçi olarak mı düşünüyor, peki oradaki hocası "Hollandalı" Rijkaard'a nasıl bakıyor. Bu ruh hali çok basit aslında. Emre Belözoğlu'nda gördüğümüz, Fatih Terim'de gördüğümüz, bir adım daha ileri gideyim Yasin Hayal gibilerde gördüğümüz ruh haline çok benzer ruh hali aslında Arda'nın ki, basit popülist tavırlarla toplum nezdinde kahraman sıfatına ulaşmak. Ne yazık ki, 21 yaşındaki Arda gibi gelecek olarak lanse edilen genç beyinler doğrularını bu yollarda arıyorlar. Üzücü hem de çok üzücü. Daha da üzücüsü bu tavırlarının tasvip edilmesi ve herhangi bir uyarıyla karşılaşmaması...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-4954898977381277722?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/4954898977381277722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/10/arda-turan-ve-digerleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4954898977381277722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4954898977381277722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/10/arda-turan-ve-digerleri.html' title='Arda Turan ve diğerleri.'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-7346201724064532430</id><published>2009-10-13T17:22:00.002+03:00</published><updated>2009-10-13T17:22:14.057+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>“Naziler komünistleri götürdüklerinde sustun. Çünkü komünist değildin... Sendikacıları götürdüklerinde sustun. Sendikacı değildin... Sosyalistleri içeri aldıklarında sustun. Sosyalist değildin... Yahudileri tutukladıklarında sustun. Çünkü Yahudi değildin... Sonra senin için geldiler. Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-7346201724064532430?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/7346201724064532430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/10/naziler-komunistleri-goturduklerinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7346201724064532430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7346201724064532430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/10/naziler-komunistleri-goturduklerinde.html' title=''/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-2134206443513090395</id><published>2009-09-02T22:29:00.004+03:00</published><updated>2009-09-02T22:32:22.308+03:00</updated><title type='text'>Galatasaray ilk 10'u zorluyor</title><content type='html'>&lt;h1&gt;Galatasaray ilk 10'u zorluyor&lt;/h1&gt;&lt;h2&gt;IFFHS Dünyanın En İyi Futbol Takımları Sıralaması Temmuz ayı değerlendirmesinde Galatasaray, 11 sıra birden yükselerek 11.'liğe çıktı.&lt;/h2&gt;&lt;div class="WCCol w300 fR clrR"&gt;&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="padding-bottom: 20px;"&gt;&lt;a id="linkImgRelatedPhotos"&gt;&lt;img src="http://media.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/Spor%C3%96zel/020909-gsilk10.widec.jpg" style="border: 1px solid rgb(0, 0, 0);" vspace="0" border="0" hspace="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="" id="viewRelatedPhotosLink" style="padding: 0pt; display: none;"&gt;&lt;a id="linkRelatedPhotos" href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24996835/displaymode/1176/rstry/24996834/"&gt;&lt;img src="http://www.ntvmsnbc.com/images/icons/slideshow.gif" style="margin-bottom: -2px;" vspace="0" width="20" border="0" height="14" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24996835/displaymode/1176/rstry/24996834/" class="textMedBlackBold"&gt;İlişkili fotoğrafları göster&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script&gt;var hasRelatedPhotos = 'false';if (hasRelatedPhotos=='true'){var vRPL = document.getElementById("viewRelatedPhotosLink");if (vRPL!=undefined) vRPL.style.display = "";var vLRPG = document.getElementById("linkRelatedPhotos");var vLIRPG = document.getElementById("linkImgRelatedPhotos");if (vLRPG) {if(vLIRPG) vLIRPG.href=vLRPG.href;}}&lt;/script&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="100%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div pcid="0" style="padding-bottom: 20px;"&gt;&lt;script&gt;getCSS("3053751")&lt;/script&gt;&lt;link rel="stylesheet" type="text/css" href="http://www.ntvmsnbc.com/default.ashx/id/3053751/"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="textMedBlack"&gt;NTV Spor ve Ajanslar&lt;/div&gt;&lt;div class="textTimestamp"&gt;&lt;span id="udtD"&gt;Güncelleme: &lt;span class="time"&gt;13:10&lt;/span&gt; TSİ &lt;span class="date"&gt;02 Eylül. 2009 Çarşamba&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;script language="javascript"&gt; 		function UpdateTimeStamp(pdt) { 			var n = document.getElementById("udtD"); 			if(pdt != '' &amp;&amp; n &amp;&amp; window.DateTime) { 				var dt = new DateTime(); 				pdt = dt.T2D(pdt); 				n.innerHTML = dt.D2S(pdt,((''.toLowerCase()=='false')?false:true)); 			} 		}&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;İSTANBUL - Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu'nun 1 Eylül 2008 ile 31 Ağustos 2009 tarihleri arasındaki maçları baz alarak yaptığı aylık değerlendirmede UEFA Avrupa Ligi ve ligde fırtına gibi esen Galatasaray, 216 puana ulaşarak sıralamada önemli bir sıçrama yaptı. &lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Galatasaray, son iki ayda toplam 36 sıra birden yükselerek, büyük bir çıkış yapmayı başardı. &lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Galatasaray, UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupa'yı kazandığı 2000 yılında bu değerlendirmenin ilk sıralarına kadar çıkmayı başarmış ve o yılı da Real Madrid'in ardından ikinci sırada bitirmişti.&lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;IFFHS değerlendirmesinde Fenerbahçe çıkışını sürdürürken, 8 basamak yükselerek 40. sırayı aldı.  &lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Geride kalan ay 149,5 puana ulaşarak 48. sırada kendisine yer bulan Fenerbahçe, bu ay 161,5 puanla 40.'lığa yerleşti. &lt;/p&gt; &lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Geçtiğimiz ayı 5 basamaklık çıkışla kapatan Beşiktaş ise inanılmaz bir düşüş yaşadı. Beşiktaş, Ağustosta 56 sırada yer alırken, bu ay 34 sıralık şok bir düşüşe uğradı. Ligde istediği puanları alamayan siyah-beyazlılar, henüz Avrupa kupalarında da maç yapmayınca listede, 123,5 puanla 90. sırada yer aldı. &lt;/p&gt; &lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Listedeki ilk 100 takım arasında Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın dışında Türk ekibi bulunmazken, 92 puanla Sivasspor 179., 79.5 puanla Trabzonspor 244., 72,5 puanla Bursaspor 291. sırada yer aldılar. Ankaraspor ise 57 sıra birden yükselerek, 67 puanla 387.'likten 330. basamağa çıktı. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-2134206443513090395?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/2134206443513090395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/09/galatasaray-ilk-10u-zorluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2134206443513090395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/2134206443513090395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/09/galatasaray-ilk-10u-zorluyor.html' title='Galatasaray ilk 10&apos;u zorluyor'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-3210314143153475894</id><published>2009-05-21T01:25:00.013+03:00</published><updated>2009-05-21T02:30:36.800+03:00</updated><title type='text'>Lucescu'dan başlayarak...</title><content type='html'>&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;işte Lucescu gerçeği, ve işte Türk futboluna 10 yıllar, 20 yıllar kaybettiren yöneticilerimiz...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türkiye'de kalburüstü dediğimiz 2 büyük takımı (sırasıyla Galatasaray ve Beşiktaş) şampiyon yapmış deneyimli bir teknik adama güvenip takımı uzun vadeli planlar üzerine kurma aklını gösteremeyen yöneticilerimizi tebrik etmek lazım heralde. Milyon dolarlar akıttıkları ve birer yatırım aracı olarak kullandıkları kulüpleri ne kadar da başarısız bir şekilde yönettiklerinin göstergesi heralde 20 Mayıs 2009'da İstanbul'da bir Ukrayna takımıyla Lucescu'nun aldığı UEFA kupası.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Röportajlarda, sohbet ortamlarında Manchester United, Arsenal, Liverpool gibi başta İngiliz takımlarının teknik adam modellerini öve öve bitiremeyen yöneticilerimiz, iş uygulama safhasına geldiğinde nasıl tam tersi davrandığını her transfer sezonunda görebiliyoruz, hatta artık son yıllarda sezon sonunu bile bekleyemiyoruz. Takımları ve hoca kıyımlarını tek tek sıralamaya gerek yok burada, ama insan şunu da düşünmeden edemiyor; sürekli hoca değişikliği yöneticilerin cebini mi dolduruyor acaba.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gelelim Lucescu'ya; bu adam dünyanın en iyi hocası mı? Hayır. Şapkadan tavşan mı çıkarıyor? Hayır. Peki neden Lucescu gibi adamlar başarılı. Kanımca Lucescu isminden ziyade kafa yapısı ve stratejisini tartışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;- İmkanlarını doğru kullanıyor, elindeki malzemeyi görmeyi biliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;- Haddini belirlemiş, hedeflerini doğru koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;- İstikrarlı, programlı, planlı, hem günü hem geleceği yaşayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu maddeler artırılabilir, ama kritik nokta şu; bu durum bizim coğrafyamızın kimyasına uymuyor, sorun da bu. Kimyamızı değiştirmek, düzeltmek yerine, kimyamıza uymayanı göndermeyi tercih ediyor ve birçok kurumu (buradaki örneğimiz futbol kulüplerimiz) kifayetsiz yöneticilere teslim ediyoruz ne yazık ki. Bu yöneticiler olduğu sürece de uzun vadeli başarılar çok uzak bu coğrafyadan gibime geliyor...&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Lucescu'ya ve Lucescu felsefesine tebrikler ve teşekkürler...&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Istanbul,21.05.2009&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Deniz Endam &lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-3210314143153475894?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/3210314143153475894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/05/lucescudan-baslayarak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3210314143153475894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3210314143153475894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/05/lucescudan-baslayarak.html' title='Lucescu&apos;dan başlayarak...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-4904092701523582379</id><published>2009-04-01T22:09:00.000+03:00</published><updated>2009-04-02T22:27:46.053+03:00</updated><title type='text'>bu da olur mu? bu ülkede olur...</title><content type='html'>&lt;p class="habdetay_tarih"&gt;01/04/2009 tarihli Radikal gazetesinden alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="bold"&gt; Gaziantep'in Islahiye ilçesinde ilginç bir seçim yarışı yaşandı. Anketlerde önde görünen AKP'li Başkan Mehmet Uludağ aday gösterilmeyince, eşi DP'den aday oldu ve AKP'ye ciddi bir fark attı. Seçim öncesinde Uludağ'ın eşi Malika Uludağ'a itiraz eden AKP, seçimden sonra da ilk kadın başkana itiraz etti. Hem de türbanlı olduğu gerekçesiyle... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yerel seçimlerin en büyük sürprizi İslahiye'de yaşandı. Geçmiş dönem AK Parti'den belediye başkanı olan Mehmet Uludağ'ın aday gösterilmemesi üzerine tepkinin büyük olduğu İslahiye'de, Uludağ'ın eşi Malika Uludağ seçildi. Gaziantep'te bir ilçenin ilk kadın belediye başkanı ünvanını elde eden Uludağ, son anda eşinin yerine DP'den aday gösterilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNCE ULUDAĞ'A SONRA EŞİNE İTİRAZ ETTİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Uludağ, AKP'den aday gösterilmeyince DP'ye geçmiş, ancak AK Parti'nin temayül yoklamasında ismi geçtiği için adaylığı red edilmişti. Uludağ yerini eşi Malika Uludağ'a bıraktı. Bu aşamada da Malika Uludağ'a türbanlı olduğu gerekçesiyle itiraz edildi. Ancak başvurusunda türbanlı resmi olmadığı için Malika Uludağ'ın adaylığı geçerli oldu. 29 Mart'ta ise Uludağ, oyların yüzde 36.9'ını alarak İslahiye Belediye Başkanı seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK PARTİ ÜÇÜNCÜ OLDU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut Durdu'nun isteği ve baskısı üzerine aday gösterilen Osman Öztürk, seçimi kaybetti. AK Parti elinde bulunduğu İslahiye'yi kaybederken, CHP İslahiye'de ikinci parti oldu. Buna göre DP 36.9, CHP 31.6, AKP 24.1 ve MHP 5.9 oy aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STAR YAZARI ŞAMİL TAYYAR OLAYA İSYAN ETTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi de Islahiyeli olan Star Gazetesi Yazarı Şamil Tayyar bugünkü yazısında seçim yarışını anlattı. Yazısını 'Canım memleketim hepinizi kutluyorum' diye bitiren Tayyar'ın yazısında şu ifadelere yer verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"2004 yılında AK Parti listesinden belediye başkanı seçilen Mehmet Uludağ da ilkokul ve mahalleden arkadaşımdır. Emniyet müdürlüğünden istifa ederek aday olmuştu.&lt;br /&gt;Bu son seçimde AK Parti’den yeniden aday oldu. Karşısındaki tek rakibi partinin ilçe başkanı Osman Öztürk’tü. Haliyle teşkilat Öztürk’ün yanında yer aldı, halk ise anketlerde ‘Uludağ’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel merkez de tavrını anketlere göre belirleyip İslahiye’de Mehmet Uludağ’ı yeniden aday gösterdi. Gaziantep il teşkilatına gönderilen aday listesinde bu isme de yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olduysa o an oldu, genel merkez listeyi değiştirdi, Mehmet Uludağ yerine Osman Öztürk’ü aday ilan etti. Sonra anlaşıldı ki, AK Parti’nin İslahiye kökenli Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu başbakanla görüşerek belirleyici olmuş.... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;."... DP ilçe yönetimi, kendilerine destek veren diğer partiler ve kanaat önderleriyle acilen toplanıp karar verdiler. Dediler ki; ‘Biz bu haksızlığı Uludağ soyadını yaşatarak telafi ederiz. Eşini aday gösterelim.’&lt;br /&gt;Malika Uludağ’a koştular. Ev kadınıydı. Siyasetle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Emrivaki yaptılar, ‘adayımızsın’ dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek pürüz, Melika hanımın AK Parti üyesi olmasıydı. Hemen istifası sağlandı, ardından adaylık başvurusu yapıldı.&lt;br /&gt;Aracına atlayıp İslahiye’ye döndüğünde bu kez karşılayanların sayısı ikiye katlanmıştı. Belediye seçimiyle hiç ilgisi olmayan köylerden de akın akın gelenler vardı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Başörtü itirazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla da bitmedi. AK Partililer, bu sefer Malike hanımın adaylığını düşürmek için ilçe seçim kuruluna koştular: ‘Bu kadın başörtülü, nasıl aday olur?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkilinin cevabı: ‘Önümdeki belgelerde başörtülü fotoğraf yok. Ben ona bakarım. Dışarıda nasıl giyindiğine karışamam.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu girişim kabaran öfke katsayısı daha da arttırdı.&lt;br /&gt;Bir vatandaş koşarak Mehmet Uludağ’a ulaştı, AK Parti’nin başörtülü adayla ilgili sözlü itirazını medyaya sızdırma önerisinde bulundu, o, buna karşı çıktı: ‘Biliyorum medyaya sızarsa bu girişimleri sadece İslahiye’de değil tüm Türkiye’de AK Parti oylarını etkiler, ama ben bunu yapamam. Siyaseti çirkinleştirmek istemem.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sindiremese de sineye çekmeyi yeğledi.&lt;br /&gt;Bitmedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti bu kez Malika hanımın kendi üyeleri olduğu gerekçesiyle adaylığının düşürülmesini istedi.&lt;br /&gt;Bu kez duvara çarptılar. Sinir harbi bu noktada sonuçlandı, Malika hanımın adaylığı kesinleşti.&lt;br /&gt;Sonuç; DP yüzde 40, CHP yüzde 35, AK Parti yüzde 20...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bitti’ diyorsanız, yanılıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim sürecinde ters tepeceği kaygısıyla derin dondurucuya konan Malika hanımın başörtüsü, seçimden sonra servis edildi. İlk oltaya takılanlardan biri, Sabah Yazarı Meliha Okur oldu. Dünkü köşesinde soruyordu: ‘Peruk mu takacak? Törenleri mi katılmayacak?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer gazetelerde de irili ufaklı haberler vardı dün. Anlaşılan vazgeçmeye hiç mi hiç niyetleri yok.&lt;br /&gt;Hiç önemli değil. Malika hanım halk ihtilalinin lideri oldu, İslahiye halkı başarılı başkanını mahalli çetelere yedirmedi. Ömrünü çetelerle mücadeleye adamış bu kardeşlerini de mahcup etmediler. .."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;----------------------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu haberde neye şaşmalı, AKP'li yöneticilerin siyasi hırsına mı, yoksa AKP'nin yeri geldiğinde kendi değerlerini bile hiçe saydığına mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanırım AKP'nin demokrasi anlayışı kendi varlığını korumaktan ibaret, gerisi onlar için hava civa. Türbanı serbest bırakmak da ideallerinde yok, demokratik sürece saygı da.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Istanbul, 01.04.2009&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deniz Endam &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-4904092701523582379?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/4904092701523582379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/04/bu-da-olur-mu-bu-ulkede-olur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4904092701523582379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/4904092701523582379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/04/bu-da-olur-mu-bu-ulkede-olur.html' title='bu da olur mu? bu ülkede olur...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-3668007775045026923</id><published>2009-03-31T13:04:00.000+03:00</published><updated>2009-04-02T22:27:09.782+03:00</updated><title type='text'>29 Mart sonrası</title><content type='html'>29 Mart 2009 seçimleri sonrası oluşan tabloyu, 2007 genel seçimleri ile karşılaştırırarak başlayabiliriz sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tabloyu karşılaştırmalı olarak incelediğimizde (ilk 5 parti için) ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table style="border-collapse: collapse; width: 545px; height: 144px;" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;col style="width: 71pt;" width="94"&gt;  &lt;col style="width: 73pt;" width="97"&gt;  &lt;col style="width: 80pt;" width="106"&gt;  &lt;col style="width: 73pt;" width="97"&gt;  &lt;tbody&gt;&lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="height: 15pt; width: 71pt;" width="94" height="20"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl68" style="border-left: medium none; width: 73pt; text-align: center;" width="97"&gt;2007&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl68" style="border-left: medium none; width: 80pt; text-align: center;" width="106"&gt;2009&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl68" style="border-left: medium none; width: 73pt; text-align: center;" width="97"&gt;Değişim&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;Geçerli oy&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;35.000.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;40.060.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;% 14,46&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;AKP&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;16.340.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;15.500.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;-% 5,14&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;CHP&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;7.300.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;9.230.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;% 26,44&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;MHP&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;5.000.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;6.420.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;% 28,40&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;DTP&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;1.800.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;2.250.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;% 25,00&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;   &lt;td class="xl67" style="border-top: medium none; height: 15pt;" height="20"&gt;SP&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;800.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl65" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;2.060.000&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl66" style="border-top: medium none; border-left: medium none; text-align: center;"&gt;% 157,50&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tabloduki rakamlar, 2007'deki genel seçim sonuçlarına göre ve 2009'daki il genel meclisi sonuçlarına göredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan da görülüyor ki AKP oy kaybetmiş, diğer partilerde bir artış olmuştur. Toplam oydaki artış düşünülürse diğer partilerin artışından ziyade AKP'nin kaybı göreceli olarak daha büyüktür. Burada çarpıcı bir artış var, özellikle Saadet partisi. Bu da Saadet'in AKP'de 6.5 yıldır duran oylarını geri almaya başlamasının göstergesi. Yani AKP Türkiye'nin partisi olayım derken -ki bunda büyük ölçüde başarılı- din eksenli oylarını Saadet'e, milliyetçi muhafazakar oylarını da MHP'ye, Kürt oylarını DTP'ye kaptırmış gözüküyor. Tabi bu şimdilik çok büyük çapta değil, sadece bir mesaj gibi algılanabilir şu aşamada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Partiler nezdinde ayrı ayrı değerlendirirsek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP :&lt;br /&gt;Tayyip Erdoğan kişilik yapısı itibariyle politikayı öğrenebilen ve mesajları alabilen biri. Dolayısıyla gerekli mesajları alıp, kendi partisi ile ilgili doğru kararları verebilecek kapasitede. Kanımca alacağı en önemli mesaj da "insanoğlu ne oldum değil, ne olacağım demelidir." (Urfa'da Ahmet Eşref Fakıbaba örneği)&lt;br /&gt;Seçmen, "sana güveniyoruz, ama bu ülkede muhalefet işini yapmasa da senin her zaman bir alternatifini ben yaratabilirim" demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP :&lt;br /&gt;Deniz Baykal mesajı alamasa da CHP'nin alt kadroları (ya da gelecekte oluşacak alt kadroları) mesajı almıştır ve Gürsel Tekin tarzının (halka rağmen değil, halkla siyaset) daha gerçekçi olduğunu seçmen nezdinde hissetmiştir. Ki Kartal, Pendik, Tuzla, Maltepe, Beyoğlu, Sarıyer gibi yerlerdeki oy artışları elit kesimin değil, varoşların oylarındaki kıpırdanmaya işarettir. Baykal bunu algılamak istemeyecektir, ama Gürsel Tekin parti içinde yükselme imkanı bulmalıdır. (Kemal Kılıçdaroğlu'nun kişiliği bu durumun vitrin kısmıdır, ve üslubu ile siyasete yeni bir anlam getirmiştir. Lafı gevelemeden de siyaset yapılabildiğini göstermiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP :&lt;br /&gt;Ekonomik krizdeki gidişat MHP'nin oylarını artırmıştır, önümüzdeki günlerde de muhafazakar kesimin yoğun olduğu bölgelerdeki ekonomik sıkıntı içinde olabilecek kesim için alternatif parti MHP'dir. (Sakarya, Bursa, Denizli, Kayseri vs.)&lt;br /&gt;Ama MHP kanımca ülkenin tamamını idare etmek yerine lokal büyümeleri daha çok tercih edecektir. Zira daha önceki koalisyon denemesinin sıkıntılarını daha yeni yeni üstünden atmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTP :&lt;br /&gt;Emanet oylarını AKP'den geri almışa benziyor, ancak İzmir, İstanbul gibi yerlerde oylarını artırma gayretinde olmadığı sürece bölge partisi kimliğinden sıyrılması zor ve kutuplaşmada taraf olması ne yazık ki partinin geleceğini tehliye atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SP :&lt;br /&gt;Kemik oylarının peşinde ve bu oyların da ciddi takipçisi olacak gibi, bence hedefini %10 olarak koyarak meclise girmeye çalışacaklardır. Bunda da başarılı olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta bu seçim galibi olmayan bir seçim olmuştur, ancak seçimin etkileri zamanla doğru olarak algılanırsa Türkiye açısından iyi sonuçlar çıkarabilir. Ancak tablo çok farklı yorumlanıp ülkenin kutuplaşmasına da yol açabilir. Ekonomik krizin derinleşmesi bir anlamda kutuplaşma ihtimalini ortadan kaldıracak ve siyasilerin seçimi daha doğru algılayacağına yol açacaktır bence.&lt;br /&gt;Seçim sonrası siyasilerden gelen ilk tepkiler de kutuplaşmanın aksi yönünde gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Istanbul, 31.03.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Endam&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-3668007775045026923?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/3668007775045026923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/29-mart-sonras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3668007775045026923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3668007775045026923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/29-mart-sonras.html' title='29 Mart sonrası'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-7728809654562794758</id><published>2009-03-18T22:18:00.000+02:00</published><updated>2009-03-18T23:18:56.018+02:00</updated><title type='text'>slumdog millionaire</title><content type='html'>Bir film izledik, ama filmden öte bir şey gibi geldi bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmden çıktığımda hissettiğim aslında hayatın gördüğümüzden çok daha farklı olduğuydu. Benim için hiçbir şey ifade etmeyen küçücük bir detay, başkaları için çok şey ifade edebiliyor. Ve bu gerçeği yadsımamak belki de insanların birbirine gösterdiği saygının en temel çıkış noktası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde de görüldüğü gibi basit bir yarışma, anlam ifade etmediği düşünülen sorular, başkalarının çok daha derinlerde hayatına kazınmış olabiliyor. Ve biz bunu günlük hayatın her adımında kaçırıyoruz belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde hele ki üst düzey diye tarif edilen -ki bence konumları değil nitelikleri ve karakterleri insanları üst düzey yapar- yöneticilerimiz, etrafındaki her şeyi kendi bakış açılarında değerlendirmekten hiiiç geri duramayabiliyorlar. Onlar nasıl görüyorlarsa yargıları o oluyor ve bizlerin de öyle görmesini istiyorlar. Aynen filmdeki sunucunun Jamal karakterini görmek istediği gibi; kendisi için çok şey ifade etmeyen detayların bir başkası için çok ciddi anlamlar taşıyabileceğini bir çırpıda göz ardı edebiliyorlar.  Böylelikle Jamal'a saygı duymadığı gibi onu hor görmeyi de çok rahat kendinde hak görebiliyor. Halbuki Jamal'ın belki de farkında olmadan beklentisi olayları algılama biçiminin diğerleri tarafından da kabul görmesi. Zira işkence gördüğü sahnelerde de Jamal'ın kendi gerçeğindeki ısrarı bir nevi bunu ifade etmeye çalışmasıydı, oysa ki kolayını bulup işkenceden kurtulmak için yersiz suçlamaları kabul edebilir ve yalan ifade verebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin ana örgüsü de, bu insanlar arasındaki temel saygı yaklaşımının yani diğerinin olayları algılama biçimini kabul edebilmenin, toplumun demokrasi kavramının alt zeminini oluşturduğu vurgusu olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu filmden çok anlamlar çıkarmış olabilirim, ama herşeyin ötesinde bu yapıdaki bir filmin Oscar seviyesinde değerlendirilebilmesi dahi artık toplumların gerçekle yüzleşebilme konusunda daha hevesli olduğu inancını pekiştiriyor bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Istanbul, 18.03.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Endam&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-7728809654562794758?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/7728809654562794758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/slumdog-millionaire.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7728809654562794758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/7728809654562794758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/slumdog-millionaire.html' title='slumdog millionaire'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-398341372078654697.post-3702752718554552144</id><published>2009-03-16T01:20:00.000+02:00</published><updated>2009-03-18T23:17:18.168+02:00</updated><title type='text'>Kapitalizmin getirdikleri ve insan karakterine etkisi...</title><content type='html'>Günümüz dünyası para kazanmak uğruna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para kazanmayı neden isteriz? Yemek yemek, yatacak bir yer edinmek ve içinde bulunduğumuz şartları daha da iyileştirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bunlar için kurgulandık, bunlar için eğitildik ve hayatta kalma dersini bize bu tema üzerinden verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu varolduğundan beri bu kaygı vardı pek tabi ki. Ancak yüzyıllar içinde süregelen koşullar, bu kaygıyı hep farklı şekilde yaşattı bize. Geçmişte kimi zaman göğüs göğüse dövüştük, kimi zaman da at üzerinde savaştık. Ama gelişen (ya da geliştiğini öngördüğümüz) dünya bu şekli hep değiştirse de bu kaygı hayattaki en temel çıkış noktamız oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdim bu en temel noktayı deşmek ve insanoğlunu hayatta kalma savaşının anlamını sorgulamak değil. Derdim, yıllar geçtikçe durumun sözde gelişmeye paralel değil de aksine zıt yönde ilerleyerek, insanoğlunun var olan karakterini (yani içinde hümanizmi de barındıran karakterini) gitgide örselemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoğumuz geçmişteki mücadeleleri tarihin bize yansımalarından bir şekilde hafızalarımıza yerleştirmişizdir ve görürüz ki tarihte yaşananalar günümüze göre pek çok açıdan farklıymış. Hatırlarsanız eski savaş filmlerinin sahnelerinde savaşa girecek iki tarafın ileri gelenleri meydanda toplaşan orduların önlerinde biraraya gelip son bir görüşme yapar ve centilmen bir şekilde savaşa başlarlardı. Ha "savaşın her türlüsü kötüdür, ve savaşlar olmasa dünya daha bir yaşanır olur" söylemini çöpe atmıyorum, ancak burada vurgulamaya çalıştığım nokta bu değil. Zira savaşı iyi göstermek gibi bir amacım da yok. Ama kastettiğim savaş meydanlarında dahi karşılıklı centilmenliğin gerekliliğinin insanoğlunun karakterine işlemiş olmasıydı.&lt;br /&gt;Dünya hızla dönüşüyor ve artık o savaşlar tarihin tozlu raflarında yerini aldı. Ancak ilk başta bahsettiğim mücadelenin insanoğlu var olduğu sürece de olacağı aşikar. Artık günümüzde kapitalizmin getirdiği bir düzen var ve bu düzen içinde mücadelemizi şekillendirmemiz gerektiği vurgulandı hep. İşte öğretimiz tam da bu noktada karakterimize negatif yönde etki etmeye başlıyor. Savaşlar meydanlarda değil, artık gökdelenlerin bilmem kaçıncı katındaki firma genel merkezlerindeki oldukça iyi konfor şartlarına getirilmiş mekanlarında gerçekleşiyor, ve belki de sizin hakkınızda hiç bilmediğiniz yerlerde çok önemli kararlar alınıyor ve siz belki de hiç tanımadığınız kişilerle o ofis odalarında çoktan bir ekmek kavgasına tutuşmuş ve mücadele sizin dışınızda gerçekleşmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bize dünyanın güzelleştiğini ve zenginleştiğini söylüyorlar, zenginleştikçe de insanların daha iyi şartlarda yaşadığını. Ya da biz bu yalan ortamında savrulup duruyoruz, bir o tarafa bir bu tarafa. İnsanoğlu geçmişte bir ekmeğe ulaşmak için kendini yetiştirir ve gerçekten yaşam koşulları içinde diğerlerinden daha güçlü ve birtakım şeyleri daha iyi yapar hale gelirdi, böylelikle mücadelesini kazanma şansının doğmasını sağlardı. Ancak gelişen (!) dünyada buna ihtiyaç yok, iyi olmanıza hiç gerek yok, çünkü yaşam sizin iyi olmanızla pek alakalı değil. Sizin hakkınızda alınan kararlar önemli, çünkü sizi bilinmeze sürükleyen o süreç. Ve bu süreç de insanı riyakarlığa götürüyor belki de. Karakter açısından olması gerekeni değil, olmaması gerekeni yapmayı öğreniyoruz çünkü. Günümüz dünyasında ancak bu şekilde ayakta kalacağımıza inanmışız karakterimizden fazlasıyla ödün vermek zorunda kalsak da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginleşiyor muyuz, yoksa karakterimizi kaybederek daha da fakirleşiyor muyuz?&lt;br /&gt;Belki de kapitalizmin tıkandığı nokta budur, belki de ekonomik krizin gitikçe derinleşmesi karakter örselenmesinin getirisidir. Bu farkındalığı hissetmenin zamanı gelmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Istanbul, 15.03.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Endam&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/398341372078654697-3702752718554552144?l=denizendam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizendam.blogspot.com/feeds/3702752718554552144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/kapitalizmin-getirdikleri-ve-insan.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3702752718554552144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/398341372078654697/posts/default/3702752718554552144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizendam.blogspot.com/2009/03/kapitalizmin-getirdikleri-ve-insan.html' title='Kapitalizmin getirdikleri ve insan karakterine etkisi...'/><author><name>Deniz Endam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06487027529639400144</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-4UXhTbb4pms/Tg2UZHipMRI/AAAAAAAAAGA/3xbbTQlAoxU/s220/mk_foto_09.05.11.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
